Yüzyılımız kendini evliya zaneden, alim zanneden, rabbiyle muhatap zanneden, Allah'tan ilham aldığını zanneden, bilgili zanneden şeytana tabi olmuş ve şeytanın fitnesine asker olmuş, daha ömründe cin görmemiş ama cin ve havas alimi olmuş havassın h sinden anlamayan insanların yani cahil alimlerin yüzyılıdır. ( Hakiki Alim ve Evliyayı tenzih ederiz. Onlara can kurban. )
Dikkat edersiniz her yerde cinler hakkında üstatlar türemiş ve çoğalmışlardır Ama bir cini tarif et dersen saçmalıklar alır başını gider. Daha ömrü boyunca hiç biri cin görmemişlerdir.
İnsanlarımızın aydınlanması için tarih boyunca hiç bir kitapta yazılmamış ve tarih boyunca hiç bir kitapta geçmeyen, hiç bir alim tarafından bahsedilmeyen bir konuyu hazırlıyor ve Ümmeti Muhammed'in istifadesine sunuyoruz. Sayın Ulvi Hocaların ve bizlerin verdikleri ilmi mücadele sonucu insanlar cinlerle temas kurunca yada bir cinle görüşünce yada antlaşma yapınca alim oluruz, uçarız, kaçarız, dünyayı yönetiriz gibi düşünce ve sapkınlıklardan kurtulmuş geçek gücün cinlerde değil insanlarda olduğunu öğrenmişlerdir. Bu sefer de bazı cahil alimler ve şeytana oyuncak kendini evliya zannedenler çıkmış meleklerle muhatabız gibi saçma sapan sözler söylemişlerdir. Nefsini islah ettiğini iddia eden bu arkadaşlara tezahur nedir ve yaratılışla alakası nedir diye sorsak bilmezler. Ama ilmi ledüncü kesilirler.
Bunlar sadece cahilliğin ve bilmemenin getirdiği sonuçlardır. Cahilin eline verme ilim, sonuçta çok uydurur, duyar üzülürsün. Kısaca olay budur. Sorsan melekle cini nasıl ayırt ediyorsun yok temessülünde burnunu insana benzetebiliyor, cin şeytan burnunu benzetemez gibi komik bahanelerle kendilerini aklarlar. Sorsan kaç kere karşında temessül etti cevap bellidir hiç temessül etmedi. Yani kendi söylediği yalana kendini inandırarak kendine güvenen insanları batağa sürükleyenlerin bol bulunduğu bir yüzyıldayız. Tabiki bunların hakkından Allah C.C. ama alim kulları vasıtası ile, ama zalim kulları vasıtası ile gelecektir.

Önce cin denilince akla neler gelinmelidir? madde madde bunları sıralayalım.

1. Cinler asker millettir, başı boşu bulunmaz.

2. Cinler üç halde bulunurlar, görevli halde, ikincisi görevsiz yalın asker ve birey halde,

3.Cinler kendi alemlerindeki halde izinli.

Cin musallaltlarıda buna göre ayrılır.

1. Görevsiz yalın cin musallatları

2. Görevli musallatı

3. Görevle musallat

4. Hakiki musallat

Görevle musallat bu konunun inceliğidir. Burda görevler sabit görevler ve aktif görevler diye ikiye ayrılır. Sabit görevlerin örneği dağdır, tırmanan herkesi üzerine alır.

Sabit görevler kimseye bulaşmaz, insanlar gider içlerine düşerler. Dağa tırmanmak gibi, dağ kimseyi gelip bulmaz. Birde gezici sabit görevle musallat vardır. Bunlar sebepsiz olanlar ve sebebe dayalı olanlar ikiye ayrılır. Sebepsiz olanlar tevafuk üzerine hareket ederler, siz doğru yoldan giderken karşınızdaki aracın şerit değiştirerek size çarpması gibi yada rüzgar esmesi gibi. İkincisi ise sebebe dayalı olan görevle musallat. görev gezicidir gezerken denk gelen insanlardan uygun olanlarına bulaşırlar. Ama farkına varsalarda görev alanlarına girmeyen yerlerdeki yada gezdikleri yerlerdeki denk gelmeyenlere bulaşmazlar. Aynı gezegenin Bu yörüngesindeki göktaşlarına çarpması gibi. Ama biz onu gök taşı düştü olarak algılarız. Yada esen rüzgarın üstü ıslak olanları hasta etmesi ama üstü kuru olanlara zarar vermemesi gibi. birde sabit musallatlardan seçici musallatlar vardır, bunlar yeryüzünde görevlerine uygun insanları arar bulur ve seçerler, sonra uygun şekilde kullanır ve değerlendirirler. İstidraç ehli sahte alim ve evliyalar, tarikatlara sızan kendini evliya ve rabbiyle muhatap zanneden , Allah'tan ilham aldığını zanneden, Allah'ın birebir kendi ile muhatap olduğunu zanneden cahil insanlar hep bunlar tarafından bulunup değerlendirilen insanlardır. ZATEN BUNLARIN MUHATAP OLDUKLARINI ZANNETTİKLERİ RABLERİDE KENDİLERİ İLE MUHATAP OLUP, YETİŞTİRİP DEĞERLENDİREN SEÇİCİ MUSALLATLARIDIR. Bunlar kendini çok müslüman zanneden ama bir türlü müslüman olmayı beceremeyen insanlardır.
Aktif musallatlara gelince ise aktif musallatlar iradeli ve iradesiz olarak ikiye ayrılır. Aktif musallatlar bilerek yollanır. İnsanın hata yapmış olmasının yada olmamasının bir önemi yoktur. Bunlar genelde yazı, muska ve sihir görevlileri, çarpılmayla insanı sahiplenen, kan yazısı görevlileri ve kan musalaltları, tılsım ve define görevlileri, karabasanlar, ilham ve his görevlileri, mendel cinleri, yakaza ve ayan görevlileri, hadim ve hüddam zannedilen varlıkların çoğu, kendini keşf ehli zannedenlerin ve kalbi keşf ehli zannedenlerin çoğunun keşfi veren görevlileri ... v.s. Görevli bulaşmalar, seçiciler, tasallutların çoğu girer. Bunlardan iradeli olanlar insanların kullandığı büyü, sihir, tılsım ve benzeri şeyler sonucu göreve gelen, başlayan musallatlardır. İradesiz olanların çoğu ise sebep oluştuğunda bulaşanlardır. Bu şuna benzer, insan kibriti yakarsa ateş oraya gelir ve yanar, yanan ateş iradelidir. Görevi yakmaktır. Ama yanan ateş sonucu çıkan ısı iradesizdir. O ateşten dolayı orda olmak zorundadır. Ateşin yanması insanın iradesine bağlıdır ama ısının çıkması insanın iradesine bağlı değildir. İnsan istese de ateş yakmadan ısı çıkaramaz. Yada şöyle benzetelim insanı öldüren kurşun iradeli musallattır. İnsan sıkmazsa kurşun gitmez, ama ölen insanlara leş kargalarının çökmesi ve yemesi iradesiz musallattır.

Konuyu daha fazla detaylandırmadan bir cinin hallerinden bahsedelim. Bir cin halleri iki şekildedir.

1. Yapısal halleri

2. Çevresel halleri

Yapısal halleri dört şekildedir

1. Varlığı

2. Mahiyeti

3. İlmi ile

4. Gücü ile

Çevresel halleride beş şekildedir.

1. Tafiesi

2. Görevleri

3. Şahları

4 Yetkileri

5. Konumu

Bir cinin bu hallerini bilmeyen ve doğaçlama giden gerçek anlamda hoca vede medyum olamaz. Aslında musallatlar ansiklopedi yazılabilecek kadar uzun bir baptır. Ama insanların bilgilenmesini sağlayacak bu yüzeysel açıklamalar da gizli kapıları açan altın anahtarlar hükmündedir.

Yani hoca, yada medyum yada cinci, yada hadim sahibi, yada hüddam sahibi olmak istiyorsanız önce öz tabiatinizi sonra konumsal tabiatinizi, sonra yapısal tabiatinizi ve değişen tabiatinizi bilmek zorundasınız. Bu tabiatlere göre iletişime gireceğiniz cinler ve onların davet usullerini belirlemek zorundasınız. Hakikaten cinlerle görüşebilmek yada yukarıda saydıklarımızdan birine sahip olmak istiyorsanız bu dört tabiati birbiriyle hizalamanız yani aynı hale getirmeniz gerekmektedir. Mesela öz tabiatı şeytan olan insanlar asla meleklerle ve hakiki hadimlerle görüşemezler. Onlar ya şeytanların eline düşerler yada şeytani hadimlerin oyuncağı olurlar.

İkincisi ise

Madem hocasınız yada medyumsunuz vede görüştüğünüzü iddia ediyorsunuz önce cininizin ismini yada en azından görev ismini bilmek zorundasınız. Görev ismi bağlantı ismide denir, görevine uygun olarak sizle iletişim şeklidir.

Cininizin cinsini bilmek zorundasınız. Cinmi, şeytanmı, perimi?

Cininizin taifesini bilmek zorundasınız

Cininizin taife şahlarını ve görev reis ve şahlarını bilmek zorundasınız.

Cininizin gücünü bilmek zorundasınız

Cininizin mahiyetini bilmek zorundasınız

Cininizin hangi ortamlara uygun ne hangi ilimlere sahip olduğunu bilmek zorundasınız

Cininizn yetkilerini bilmek zorundasınız

Cininizin konumunu bilmek zorundasınız

Cininizin öz yapısını, konumsal yapısını, görevsel yapısını, çevresel yapısını, yapısal yapısını ve değişken yapısını bilmek zorundasınız. Örnekle açıklayacak olursak bir cin tiniyet yani öz yapı olatak müslüman yada kafir olabilir, iyi yada kötü olabilir. Ama cinler devletinde o bir komutandır katil olmasa cin öldürtüyordur, ( Konumsal yapı ). Görev olarak iç istihbarat ve temizlik birimidir. Çevre olarak askeriyenin içinde rütbeli bir asker yada sivil topluma sızmış bir gazetecidir. ( sabit çevre, bulunduğu, çevre, yaşadığı çevre ), yapı olarak vicdan sahibidir ve asla öldürmek istemiyordur. Önce elinden geldiğince kurtarmaya çalışır. ( yapısal yapı). Ama öz yapı olarak ne kadar vicdanlıda olsa öldürmesi gereken yerde öldürüyordur, ( Değişken yapı).
Bu örneği anlayabilmeniz için temel olarak verdik diğer bir örnek verecek olursak. Cin öz olarak zalim tabiatlidir. Görev olarak nuranilerin grubunda muhafızlık yapmaktadır. Çevre olarak şeytan topluluğunda yada şeytani bir taifr arasındadır. ( Karışmışlık) Kendisi gerçekte cin ruhanisi yada peridir, ( yapısal yapı). Görevi icabı cinde oluyordur, şeyanda, rahmanide oluyordur şeytanide. ( değişken yapı).

Yani bir cin sizle görüşürken rahmani yada nurani diye gerçekte nurani yada rahmani olmayabilir. Hatta bir saat öncesi rahmani yada nurani olan bir cin şu an şeytani olabilir. Buna cinin değişken yapısı denir. ( Burda yapı göreve dayalı özellik anlamında kullanılmaktadır. ) Daha bunlar arttıralabilr, cin rahmani ilimleremi sahip, şeytani ilimleremi, yoksa görevler hakkındaki ilimleremi. mahiyeti nedir kendi rahmanide olsa getirdikleri yani kendiyle beraber yürüyenler şaytanmıdır, cinmidir? Gücü nedir. Dış gücü zahir gücü ne kadardır ve nekadar etkildir. İç gücü gerçek gücü yapısal gücü zararlımıdır faydalımıdır, şermidir, hayrmıdır ve iç mahiyeti ve hakimiyeti nedir. Denizi nedir v.s.

Dediğimiz gibi bunlar aslında ansiklopedi doldurabilecek konulardır size genel bilginiz olsun diye ana hatları ile kısaca anlatmaktayız. anlatılmaktadır.

vakit bulabilirsem tüm konuları ansiklopedik bir uslupla açabilirim. Şu an için fazla vaktimiz olmadığından yapamamaktayız.

En Doğrusunu Allahu Teala Bilir.